Çarşamba, Nisan 01, 2009

bahar?

Ankara'da mevsim geçişi diye bir olgu olmadığını hatırladık bugün. Unutmamamız gereken şeylerden biri. Diğerleri de, 1 Nisan'ın neden ve nasıl ortaya çıktığı, Sevgililer Günü'nün hikayesi, Anneler ve Babalar Günü'nün ilk nerede kutlandığı, Noel Baba'nın aslında Antalyalı olduğu vb...

Baharın olmadığı kentte, yine de bahar aşıkları var. Bugün onlardan gördüm uzun yürüyüşümde, sevindim. Güneşi gördüler mi karanlık cafelerden koşup çıkan sevdiceğizler... Park köşelerinde gizlenen eller; yaklaşan bedenler... Otobüs duraklarında, vapur iskelelerinde, okul çıkışlarında beklenenler; kentin otel ve pansiyonlarını öğretenler... Güneş ılıtmaktan vazgeçip haşlamaya geçtiğinde, "biraz daha yarabbi" diyerek bağırlarını açanlar, içleri yananlar...

Yok hayır, "beni bu havalar mahvetti" demeyeceğim; beni daha çok sonbaharlar mahvetti. Düşen yaprakların hışırtısını sevemeden ayaza ve evin içine sokan dönen havalar. Hüznü yaşamaya izin vermeyen karakış.

Halbuki bizim oraların en gözde mevsimi şimdi, ya da Ege kıyılarının; ama illa ki karasal olmayan bir yerlerin. Bu kentte sadece birkaç gün süren baharın tadı sadece uzun öğleden sonralarda bira yudumlarken çıkıyor.

Hiç yorum yok: